Sayfalar

15 Şubat 2012 Çarşamba

3. Selim Ve 4. Mustafa Dönemi Deniz Harekâtları

3. Selim Ve 4. Mustafa Dönemi Deniz Harekâtları

3. Selim'in; Halil Hamid Paşa tarafından hazırlanan vede 1. Abdülhamid'in tahtdan indirilmesi ve kendisinin tahta ge­çirmedeki tasavvuratıni haber alıp, padişaha veren Kapdan-ı Derya Cezayirli Gaazi Hasan Paşaya bu davranışı münasebe­tiyle burudet yâni soğuk olduğu kuvvetle muhtemeldir, aslın­da 1. Abdülhamidin çok merhametli bir insan olması, veli-ahd Selim'in hayatta kalabilmesinin en önemli unsurunu teş­kil etmiştir. Yoksa sadrıazamını, hemde, mâli işlerde farkı di­ğer devlet adamlarına nazaran pek bariz şekilde müşahede olunan Haİi! Hamid Paşayı, ihanetin sahibinin hakkı ölümdür görüşü istikametinde cezalandırmasını istikbâlin 3. Seüm'ine de uygulayabilirdi. Takdir-i tecelli öyleymiş ki, hâl böyle ta­karrür etmiş. İşte yukarıdan beri vermeye çalıştığımız malu-matda, 3. Selim Hân'n Gaazi Hasan Paşayı makamdan tardı, her an beklenmesini iktiza eden halet-i ruhiyeyi aksettirmek­teydi. Nitekim; Dinyeper Kalesi savunmasına yardımın yapı­labilmesi için, İstanbul'dan taleb edilen, daha az su çeken gemi ve fedai dalgıçların gelememesi! Veya gönderilmemesi, Paşanın, kaleye önemli yardımlarda bulunmasına mâni teşkil etdiği ve sonunda kale'nin Rusların eline geçmesinin peşin­den padişahın, Gaazi Hasan Paşayı kusurlu addedip, görev­den aldığını belirtir Sultan'ın fermanını hemen aşağıya alıyo­rum: "Senden matlubu kat'î-yi şahanem olarak, ancak ka-le-i mezkürenin kemakan memâliki islâmiyeye zam ve il-hak-î kaziyesi olduğu muhtacı tarif ve beyan olmayıp, Derya kaptanlığının uhdenden sarf ve tahavvülü dahi, bu meramın husulü iradesine mebnî idüğü malumun oldukça.. .Bu bab-da sana istiklâl verilmiş olduğundan maade metalip ve mül-temisatına dahî müsadei şehriyarem masruf ve bidiriğ kihnacağı muhakkak iken, bu bab da, betaat ve tekasül ve qaflet ve tesahül vuku ile rnazallah hüda-i teâla kale-i mez­kürenin feth-ü teshiri tehire kalmak ve maslahat-u meram üzere husule gelmemek lâzım gelir ise, sonra tarafından ahara atf-ukusur İle asakir ve mühimmat-u levazımda şu noksan idi ve şöyle böyle olmak iktiza ederdi diyecek nesne olmamağla, olvaktda izar ve ilel, sana bir veçhile müfit ol­mayacağı ve nedamet ve pişmanlığın fayda vermeyeceği bi iştibahdır.. Zinhar hilâf-ı memul vaz-ı namülayim zuhurun­dan tehaşi ve ittikayı tam eylemen babınca.." Demekte olan fermanı, merhum amiral Büyüktuğrul, teknik yetersizliklerin denizlerde nasıl zorluklara düşürdüğünün farkında ve bilgi­sinde olmayan denizden anlamazlarn hâlini ortaya koyan bir misâl olduğunu ileri sürüyorki, zaten şahsi bir değerlendir­menin mahsulü olan ferman, tabiiki sahibinin arzusu istika­metinde kaleme alınmıştır. Bizim bu hususdaki mütalaamız padişahın her şeyi dikkatle takip ettiğini belirtir bir fermanı yayımlamak olarak gördüğümüz gibi, 3. Selim'in, Hatt-i Hü­mayunları adlı TTK'nın neşrettiği aynı adlı eserde bu arada bizce, kanaatimizi kuvvetlendiren bir hususdur.

Cezayirli Gaazi Hasan Paşa'nın görevden azli ve yerine 20/4/1789'da gerçekleşti. Makama Girİdii Hüseyin Paşa ge­tirildi ve bu zat, Öztuna Bey'in "Hanedanlar" isimli kıymetli çalışmasının, 996. sahifesinde kapdan-ı derya görevlerini deruhde edenler sıralamasında, Giridlİ Hüseyin Paşayı 155. Kapdanıderya olarak sunar ve görev müddetinin 2 sene, 10 ay, 21 gün tuttuğunu beyanla onun yerine 156. kapdanıder-ya olarak da Dâmad Küçük Hüseyin Paşanın nasb olunduğu­nu bu târihi adaşı Girid'linin azil târihi olan, I 1/mart/l 792'den başlatıp, 11 sene, 8 ay, 27 gün görevde bulunduğunu ve vefatı münasebetiyle 1803 yılında görevin­den, dünyadan ayrıldığını ifade ederken dehâ sahibi son amiralimiz olduğunu beyan eder.

Larus'da; Oiridli Hüseyin Paşa hakkında, pek küçük bir bi­yografi bulunmakta hakkında şunlar yazılıdır: "tersane-i ami-rede kaptan idi. 1788'de Rumeli Beylerbeyi olurken, kapda-nıderyalıkda uhdesine verildi. Gösterdiği başarılarda, vezirlik rütbesine yükselmesine neden oldu. 1 l/mart/1792'de kap-danideryalık Küçük Hüseyin Paşaya tevcih olunduğundan, Giridli Şam'a vâfi olarak gönderildi. Deniz savaşlarında bilgi­li, taktisyen ve çok cesur idi. Küçük Hüseyin Paşa, 1757'de doğmuş ve 1803'de İstanbul'da Kuruçeşme'de vefat etmiştir. Doğum yeri Gürcistandır. Bu zatın 3. Selim'in süt kardeşi oi-duğu kaynaklarda yer almaktadır.

3. Selim 1761/aralık/24'de doğmuştur. Aralarında dört yaş vardır ki süt kardeşliği ikibuçuk yaşın altında gerçekleşir denmektedirki, iş tahkike muhtaçtır. Giridli Hüseyin Paşanın kapdanıderya görevini aldığında sadarete kur'a çekmek yo­luyla Şerif Paşayı getiren padişah, bu garib görev verme mü­nasebetiyle hem kendi hem sfdrıazam, ahalinin güvenini haylice kaybetmişti.

4/ağustos/1791'de Ziştovi antlaşması imzalandı. Bu ant­laşmanın tarafları Osmanlı devletiyle Avusturya idi. Yine, 9/1/1792'de Rus'larla da Yaş antlaşması imzalandı. Kırım'ın alınmasını temin için ayağa kalkan Osmanlı devleti, oturmak zorunda kaldığında haylice büyük zararlara uğramış olduğu­nu gördü. Padişahın her kaybedilen savaşın sonunda sadrı-azam değiştirmesi, Halil Hamid Paşa kumpasını padişah 1. Abdülhamid'e haber verdi diye de Cezayirli Gaazi Hasan Pa­şayı sadaretden aldığı, gibi bir daha makama almaması azim hataydı.

Sadrıazamlar ise kendi bilgi ve araştırmalarıyla değil de başkentteki diplomatlarla yaptıkları görüşmelere ve buradan edindikleri intibalara göre ayarlıyorlardı. Bu çok yanlıştı, çünkü diplomatlar son derece seçilmiş kimselerin içinden geldiğinden, bizim devlet adamlarını pek güzel aldatabiliyor­lardı. Deniz kuvvetlerini kullanma hususunda hayli temaruz eden devlet yönetimi, Kılıç Ali Paşa yâni 1587'den beri do­nanmayı her dem taze tutamadı, tutmadı.

Denizleri, Venedik, Ceneviz, İspanya Fransa ve İngilizlere adetâ bırakmayı tercih ettiği gözlemlenmiştir. Ancak hemen ilâve etmek gerekirki; 3. Selim bu ihmalin farkında olup, ül­kede tersaneleri harekete geçirme işine pek ehemmiyet ver­miştir, istanbul, Gemlik, Çanakkale, Limni Midilli, Bodrum, Rodos, Sinop, Ereğli, Sohum tersaneleri olmak üzere on ter­sane harekete geçirilmiştir. En küçüğü 38;5 arşın yâni, 23 metre 10 cm'den, 35'metre, 70'cm'ya kadar gemiler adı ge­çen tersanelerde yapılmaya başlanmıştır. Aşağıya bu gemi­lerin adları, mürettebat sayısı, top adedi, yapım yılı ve de ya­pan tersanenin çizelgesi çıkarılmıştır: Gemi adı Mürettebat Sa. Top ad. Yılı tersane Selimiye 1200 62 1796 İstanbul Tavusubahri 900 82 1798 "Heybetendaz 850 76 1796 Bod­rum

Besaretnuma 850 76 1797 Bodrum

Bediinusret 900 82 1797 İstanbul

Aslanıbahri 850 76 1794 İstanbul

Şehbazıbahri 850 74 1793 Bodrum

Sayyadıbahri 850 74 1793 Çanakkale

Ejderibahri 850 74 1793 Gemlik

Ziveribahri 700 68 1796 Midilli

Pertevinusret 700 68 1793 Sinop

Asarınusret 800 74 1793 İstanbul

Kaplanıbahri 850 76 1799 Rodos

Seddüibahir 850 76 ?*?? İstanbul

Fatihibahri 550 60 1791 Sinop

Bahrizafer 750 72 1789 İstanbul

Fevzihüda 650 66 1790 Bodrum

Yukarıda adları yazılı kalyon tipi oiup, 1 lbin mürettebat ve 1016 adet top gücündeki gemilerimizdir.

Merkezigazi 450 50 1796 İstanbul

Şahiniderya 450 50 1797 Ereğli

Bedrizafer 450 50 1799 Ereğli

Hümayizafer 450 50 1793 İstanbul

Şehperizafer 450 50 1796 Rodos

Şevketnüma 450 50 ] 796 Limni

Şiarınusret 450 ' 50 1793 Rodos

Necmizafer 375 40 1793 Rodos

Gazalibahri . 375 42 1798 Kemer

Bülheves 275 40 1797 Kalas

Hediyetülmülük 200 46 1797 ' Rodos

Tizhareket 200 32 1797 Sinop

Ferahnuma 150 24 Fransa

'da yapıldı ve Küşadıbahri 250 40 kereste nakli yapıldı-4975 614 Yukarıdaki gemilerimiz firkateyn cinsinden olup, 4975 kişi mürettebat ve 614 adet top gücündeki gemileri­mizdir.

Zaderüküşa 200 26 1796 istanbul

Cengâver 200 26 1796 İstanbul

Sucaibahri ■ 200 26 1796 İstanbul

Saika 175 26 1796 İstanbul

Ateşfeşan 175 26 1798 İstanbul

Selâbetnuma • 160 26 1795 İstanbul

Rehberinusret 200 26 1796 Rodos

Meserretibahri 150 22 1799 Rodos

Rüzgârıbahri 120 22 1796 ???

HediyetülHakimi Fas ? 24 Fas sultanı hediyesi eski Hedi-yetüi Hakimi Fas 7 olduğundan kullanılmadı. 1580 250 Yukarıdaki gemilerimiz korvet tipinde olup, 1580 mürettebatla. 250 adet top gücündeki gemilerimizdir. Genei mürettebat sa-yısı 17555 kişi oiup, 1980 adetde top gücümüz olan gemile­rimizin sayısı da 42 parça olarak yapılmıştır.

3. Selim'in bu yaptırdığı gemiler bizi denizlerde söz sahibi edebilecek seviyeye yaklaştırmış ve Fransızların, İstan­bul'daki b. elçileri general Sebastiyani, Napolyon Bonapart'a şu özel mektuptaki satırları yazmaktan, kendini alamamıştır: "Osmanlı devletinin deniz kudreti 27 büyük savaş gemisi ve 20 kadar da firkateynden kuruludur. Bu kuvvet Avrupa filolarına mensup filoların en güzelidir. Çünkü bu gemiler Fransız mühendisleri tarafından yapılmışlardır." Bu donan­manın teşekkülünde; Kapdan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa büyük hisse sahibidir. Gemi mürettebatı, gemilerine tam ma­nasıyla intibak ettiklerinde sadece Yunanlılar değil, İngiliz ve Rus donanmaları bizimkilerden çekinmeye başladılar. Ne ya-zıkki bu donanma sulh âlemi içinde Navarİn limanında yatar­ken, 1827'de İngiliz, Fransız ve Rus işbirliği ile yakılmak su­retiyle donanmamıza her bakımdan yok edici bîr darbe vu­rulmuştu. Yeniçerileri kaldıran 2. Mahmud, bu elim darbe yü­zünden deniz ötesine yetişmekte çok büyük zorluklara duçar olmuştu. 1797 yılında Napolyon Bonapart, Kampo-Formiya da, Fransa-Avusturya barışı imzalanmasının ardından Arna­vutluk ve yedi Yunan adası vasıtasıyla Osmanlı devletinin üçüncü bir komşusu olmuştu, Bu hâl, Mısır'ı vuracak Napol-yon için, Osmanlıya bir ter\dite benzer hâl idi. Mora Eyalet valisi Napolyon'un bu plânının farkına vardı sayılsa yeridir. Napolyon'un Mora'da azınlıklar arasında milliyetçilik propa­gandasına koyulmuştu. Vali; bu hareketin, Girit üzerinde de tatbik olunabileceğine işaret etmişti. İstanbul'da Fransa'yı temsil eden b. elçi Ruffin, Mısır'a karşı bir hareketin olabile­ceğini ağzından kaçırmıştı. İşin kötüsü Osmanlı donanması ne Mora Yarımadasında, ne Ege denizinde, ne de Mısır Eya­letinde bir deniz güvenlik şeridi tesis etmediği gibi Kara kuv­vetleri bakımından da Mısır'da bir tertibat-ı müdafaaya baş­vurmamıştı.

Nitekim; 1798?de Napolyon büyük filosunu Malta Adası üzerine sevk etti. Burayı ele geçirip, Malta şövalyelerinin 3 aşıra varmış dukalıklarına son veydi. Oradan Mısır üzerine dümen kırdı, iskenderiye'ye çıkması zor olmadı. Osmanlı devleti Fransayı ne yapmak lâzım geldiğini düşünürken Rus­ya ve İngiltere bu davranışın sahibi Fransa'dan bizar oldular.

Ruslar, Fransa'nın Akdeniz'e girmiş olmalarından tedirgin, İngiltere ise Hindistan'ın tehdit altına girmesinden mutazar­rırdılar, l/ağustos/l798'de de İngiliz amiral Horaziyo Nelson, Fransız donanmasının 17 kalyonundan 13'ünü batırmıştı ve kalan dört gemi de Fransa limanlarına sıvışmıştı. Akdeniz hâkimiyeti de İngilizlere geçmiş idi. Fransızlarla 25/ey-lül/1798'de, savaş hâline giren Osmanlı devleti, Rusların yaptığı ittifak teklifine evet dedikten sonra da 23/ka-sım/1798'de imzalanan anlaşmanın onayını hayli geciktire­rek onaylayan Osmanlı padişahı 14 açık, 24 kapalı madde­den meydana gelmiş bir antlaşma imzalamıştı. 5/ey-iül/1798'de izinsiz olarak Boğazdan giren Rus donanması Beykoz'a demirlemişti. Bu olay târihimizde gereken konula­rın belki de en önemlisini teşkil etmekteydi. Bütün problem­lerini kara kuvvetleri yolu ile çözüme kavuşturabileceğini ha-yalleyerek deniz gücüne önem vermeyi ihmal etmiş Osmanlı devleti şimdi ebedi ve ezeli düşmanından yardım almak po­zisyonuna düşmüştü.

Barbaros Hayreddin Paşa'dan bu tarafa Akdeniz'i Türk gö­lü yapan zihniyetin devam etmemesi Rus'un paçasına sarıl­masına sebeb olmuştu. O vakit de Rus donanması, Akde­niz'de Osmanlı menfaatini değil, kendi politik menfaatini kovalayacaktı. Zâten, Napolyon'un da bu havalideki milliyetçi ve ırkçılığa dayalı propogandaları Rusların aynı silahı, hem de Osmanlı yardımı ile, kullanma şansına mâlik kılmıştı.

Rus amirali üçakof, Mısır da Napolyon'un nüfuzunu kır­maya yönelik olacağına, Mora yarmadasında çıkarılacak bir isyana alt yapı hazırlamaktaydı. Rus b. elçisi de, "Mısır'daki Fransız kuvvetler Mısır'da İngilizlerin ablukasına düşmüşler­dir. Yunanlılar, yedi ada'ya yayılmışlardı, Rusya ve Osmanlı donanması, Fransanın istilasına mâruz kalmış bu adalara gitmemiz lâzım diye Rus politikacılarının akıl verme sağna-ğma tutulmaktaydı." Bundan sonraki denizcilikle ilgili bölü­mü, Abdülmecid dönemi sonuna ilâveye ve tetkike ça­lışacağız.

0 yorum:

Yorum Gönder